Teknolojinin peydahladığı derin bir uyku sardı insalığı, artık uzaklar yakın, yakınlar uzak oldu… Bu kovalamacanın ortasında bazıları sayıklıyordu ama bu hiç bir zaman uyanabilmeleri için yeterli değildi.

Artık uzak hastahanelerin uzak hastaları, uzak üniversitelerin uzak öğrencileri, uzak şirketlerin uzak çalışanları, uzak sevgilerin uzak sevgilileri vardı… İletişim araçları insanları en büyük zaafından yakaladı. Bu üşengeçlik, bu tembellik öyle tatlı geliyordu ki, artık ne sevmeye zaman vardı, ne özlemeye… İş, ev arasında geçen yolculukar, en değerli, aynı zamanda en boş vakitler olmaya başladı, artık şehirler vardı ve onların milyonlarca karıncası. Zamanı elinde tutamayan ve bunu hiç bir zaman anlamayan insan, en çok zaman ayırması gereken şeyi unutmuştu. Oysa zaman var olduğu sürece özgürlükten söz etmek mümkün olmayacaktı. Tüm şehvetiyle özgürlük seçildi, bireyciliğin peşinden öyle hızlı koşuyorlardı ki, koyun sürüsünün hep birlikte uçuruma atlaması gibiydi bu. Zamanın varlığı, özgürlüğü her seferinde anlamsız kılıyor, zamanı daraltmaya, uzatmaya, hatta durdurmaya çalışan insanoğlunun artık farkında olamadığı sevginin bir zamanlar, bir yerlerde varolabileceğini kanıtlıyordu.

Ailenizin yanında şevkatten mahrum, milyonların arasında yanlız olmanızı hissettiren o duygu, cep telefonunuzdan yayılan sinyallerden ya da kablosuz modeminizden yayılan dalgalardan başka birşey değildi belki. Sanallaşmıştı insan artık, kilometreler, dünyalar ötesi durduramıyordu artık. Bir duygusu hariç neredeyse bütün açlığını sanal yolla, uzaktan uzağa gidermeye başlamıştı insan. Sanal sex bunun en büyük örneğiydi. Herşeyi yapabiliyordu, gözünün görmediği, kulağının duymadığı da olsa, insan artık inanıyor, hissediyor, güvenebiliyordu. İnsanlığın aldığı bu derin yarık bir tek şeyi; aslında uzaktan uzağa beceremesede onu kaybetmeyi hiç bir zaman göze alamıyor, dünyanın dönmesi adına en büyük ihtiyacın bu olduğunu biliyor ve evet bazen bu sayıklamaları yaşıyordu, gözleri kapalıyken görebildiği, hissedebildiği tek şey tabi o duyguydu; sevgi.

Sevgili Umut Aydın`a uzaklardan sesleniyorum; 1 aydan tezi yok ”Everbody wants to rule the world” slogani ile bir 80s Party gerekiyor ki bu yasadagimiz ya da sadece yasadagimiz buyuk sehrin, essiz sokaklarinin, gecelerinin, isiklarinin, insanlarinin yuzlerindeki ifade bir anlam kazansin. Biz ”gericiler” her ne kadar gunun muzikleriyle kendimizi avutsakda senin dedigin gibi ”o sarki” duyuldugu anda zaman sanki yenilere inat yavasliyor, hatta nakaratlarda dans ederken durabiliyor…

Sabirla bekliyor, bisikletimle tirmanmaya devam ediyor; seni seviyoruz…